4 Ocak 1968'de verdik ilk şehidimizi kara toprağa. Ruhi Kılıçarslan ile başlayan şehitler kervanına sırası ile 21 Mart 1970'de Süleyman Özmen, 8 Haziran 1970 Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu ve ardından binlerce gönül erenlerimizi tekbirlerle uğurladık hakka....
Kominizme, kapitalizme, faşizme kısaca tüm dış patentli mihraklara boğun eğmedik. Canlar verdik, sakat kaldık, vurulduk, ezildik. Abileri talimat verdi ve Cunta 12 Eylül 1980 sabahı el koydu yönetime. ABD Ankara Büyükelçisi sarıldı tele ve "Bizim Çocuklar" şeklinde rapor verdi ilgililere. Sokaklarda yitirdiğimiz bedenleri bu kez de darağaçlarında yitirmeye başladık. Mustafa Pehlivanoğlu (1980) ve Ahmet Kerse, Samsunlu Ali Bülent Orkan, Cemgiz Baktemur Cevdet Karakaş, Çorumlu Fikri Arıkan Halil Esendağ, Selçuk Duracık, ve Samsun Cezaevinde ülkücü hareket ile tanışan Şahabettin Ovalı kardeşlerimizi Cunta katletti ve tabutlarla ayrıldılar Yusufiyelerden ve hakka kavuştular. Selçuk kardeşimiz kendi teslim oldu cuntaya." Ben milletimin değerlerine sahip çıktım ve hiç bir suçum yok, Türk milliyetçisiyim beni neden arıyorsunuz" diye sordu amirlere beylere. Ama dinleyen olmadı gencecik fidanı. Evet ağalar beyler, 1968 'den bu yana milletimizin değerlerine, Türk ülküsüne sahip çıkmak adına sokaklarda, Yusufiyelerde, darağaçlarında şehitler veren bir davanın fertleriyiz. Dün vardık, bugün de varız ve yarınlarda da aynı inanç ve ruh ile olacağız. Ülkemizi bölmek, parçalamak ve yutmak isteyen mihrakların uzantılarına dün nasıl vevap verdi isek, son nefesimize kadar mücadelimizi yine sürdüreceğiz, son nefesimizi verdiğimizde bizden sonra gelecek olan çocuklarımıza ve gençlerimize vatan, millet ve bayrak sevgisi ile donanımlı olarak müreffeh bir Türkiye'yi emanet edeceğiz. Siz kimsiniz beyler, yaşantınızda bu harekete gölge düşürebilecek davranışlar sergileme lüksünüz yok. Kişisel zaaflarınızın esiri olarak, ve üstelik bizleri temsil noktasında bir yerlere adaylığa soyunduğunuzda, şehitlerimizi, istikballerini Yusufiyelere gömen gönül erlerimizi bir değil bin kere anmanız gerekir. Sizler yani geçmişinde binlerce vatan evladını şehit veren bir hareketin temsilciliğine soyunanlar, kim olamazsınız. Sizlere yakıştırılacak sıfat şerefsiz'liktir. İstifa etmeye yanaşmazsınız, çünkü istifa etmek bir erdemdir. Şerefsizlerde de zaten bu meziyet yoktur. Bana göre sizlerin kişiliğini tespit edemeyenler de suçludur. Çürük elmaları ayıklama mahareti olmayanların da yöneten mevkiilerinde bulunması, şehitlerimize, gazilerimize,istikbalini Yusufiye'lerin beton duvarları arasına gömenlere ihanettir. -Ülkücü mafya yaftasını boynumuza asanlar, hareketin başına geçerek bugün, baraj aşılır mı aşılmaz mı sorusuna muhatap olunmasına zemin hazırlayanlar, -Başarısızlıklarda önce istifa edip ardından tekrar kendini bulunmaz hint kumaşı olarak görenler, -Türk milliyetçiliği ve ülküsü çerçevesinde tutarlı politikalar üretemeyenler, - 12 Eylül öncesinde sokaklarda ,şonrasında ise Yusufiyelerde bedenlerini darağaçlarına teslim edenleri basamak yaparak % 17'lere ulaşan oylara sahip oldunuz halde, bu mirası hoyratça yiyerek ve tüketerek, bugün şerefsizleri bünyenizde ayıklayamayanlar, -Yusufiyelerde zindanlarda yıllarca 4 duvar arasında kaldıktan sonra tahliye olan gönül erlerini, parti teşkilatlarından uzaklaştıranlar, SİZLER ASLA KİM OLAMAZSINIZ, ÇÜNKÜ ŞEREFSİZSİNİZ Süleyman Salur
|