Referandum sonuçları ile ilgili ilk yazımda, Trabzon kaynaklı “Evet sonucunu
almak için meselâ Trabzon’un köylerinde ‘Evet verenler Müslüman, hayır verenler
dinsizdir’ propagandası yapılmıştır. Orta Anadolu ve Karadeniz’de MHP tabanı bu
propagandadan fena halde etkilenmiştir” tespitine yer vermiştim.
Trabzon basınından Günebakış gazetesinin sahibi ve Genel Yayın Müdürü Ali Öztürk,
bu tespitimize yer verdikten sonra “Propaganda, Bulut’un iddia ettiği gibi
değil, ‘Alevi hakimler gidecek, Müslüman hakimler gelecek’ biçiminde
gelişmiştir. Özellikle Başbakan’ın ‘Yargı artık dedelerden talimat almayacak’
sözleri kırsalda büyük yankı bulmuştur. Gerek Orta Anadolu’da gerek Karadeniz
Bölgesi’nde ‘Müslüman hakimler için evet’ propagandası ‘Müslüman
cumhurbaşkanı’gibi tutmuştur.
Nitekim MHP eski milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu’nun ‘Bu Yargıtay ve Danıştay’a
Çaykara’da alnı secde gören bir hakimin gelmesini istiyorum’ sözleri aynı
perspektifin yansımasıdır” diye yazdı.
* * *
Öztürk’ün verdiği bilgiler, meselenin dehşet verici boyutlarını azaltmıyor,
aksine çoğaltıyor. Ne demek “Alevi hakimler gidecek, Müslüman hakimler gelecek?”
AKP, Alevi nüfus bulunmayan Trabzon’da böyle mi propaganda yaptı? Eğer
propagandayı bana verilen ilk bilgilerde olduğu gibi “Evet verenler Müslüman,
hayır verenler dinsizdir” diye değil de “Alevi hakimler gidecek, Müslüman
hakimler gelecek” diye yapmışlarsa, bu vatandaşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik
değil midir?
Ali Öztürk’e Trabzon’daki propagandanın hangi sloganlarla yapıldığına dair
verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederim. Zaten ilk bilgiyi de yine Trabzonlu
değerli bir gazeteci dostumdan almıştım.
Görülüyor ki, AKP, Karadeniz ve Orta Anadolu’da referandumu Sünni-Alevi
oylamasına çevirmiştir. Ali Öztürk’ün verdiği bilgi, çok önemli bir delildir.
Türk Ceza Yasası’nın 216’ncı maddesinde, “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep
veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi
aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçu düzenlenmiştir.
Siyasi Partiler Yasası’na göre halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge
farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkûm
olanlar, siyasi partilere üye bile olamaz!
Yine Siyasi Partiler Yasası’nın 78’inci maddesinde, “Siyasi Partiler, Türk
Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve
hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair
herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak
amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu
yolda tahrik ve teşvik edemezler.
Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat
esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar” denilmiştir.
Durum bu kadar açık ve nettir.
* * *
Ali Öztürk’ün ikinci değerlendirmesi de çok önemli:
“Fethullah Gülen Hoca’nın ‘Keşke mümkün olsa da mezardaki ölüleri oy vermeleri
için kaldırabilsek’ sözleri muhafazakar kitleleri derinden etkilemiştir. Sandık
tarihinde böylesi manevi bir motivasyon ilk kez görülmüştür. Sonucu bize göre en
fazla bu keyfiyet etkilemiştir.”
Demek ki referandum, “hukukun üstünlüğü”, “özgürlüğe bir adım daha” gibi
palavraların değil din ve mezhep duygularının şartlandırması ile yapılmıştır.