
12 Eylül öncesi ve sonrasında yaşanan olayların, bugünkü süreci başlattığını söyleyen İsa Armağan, "Milletin evlatlarını ihanetle itham edenler kendileri ihanetle suçlanıyorlar” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın Meclis Grup toplantısında mektubunu okuyarak gözyaşı döktüğü ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun can yoldaşı İsa Armağan, “Tam 32 yıldır acı bir tebessümle susuyorum. Çünkü bu zaman dilimi içinde canımdan çok sevdiğim ülkemin üzerinde -içeriden ve dışarıdan- oynanan lanet oyunların, senaryoların içinde şu veya bu şekilde adımın kullanılmasını istemiyorum. Ancak görüyorum ki, yine istismar ediliyoruz” diye konuştu.
“Güvenliğimiz yok, özgürlüğümüz yok, refah belki bu ülkeye hiç gelmeyecek” diyen Armağan, “NATO’ya girip AB kapılarında ağlayarak hem özgürlüğümüzü hem ahlakımızı kaybettiğimiz zamana yazık ve lanet olsun! Bunlara uşaklık edenleri Allah’a havale ediyorum” sözleriyle son dönemde yaşananlara tepki gösterdi.
Anayasanın, 12 Eylül aktörlerine koruma kalkanı sağlayan geçici 15.maddesini kaldırmak isteyen birilerinin, bu kabus dönemini yaşayan insanların acıları üzerinden ‘rant’ sağlamaya çalıştığını belirten Armağan “Kimileri ise hala daha korkularının esaret zincirini kıramadılar. O dönemi iliklerine kadar yaşayanlar kim bilir başka ne türlü suiistimaller görecek bilinmez” dedi. Armağan, “Ben şahsen inanmadığım sisteme EVET demem. Üstüne bir çizgi çeker işlemi ‘geçersiz’ sayarım diye konuştu.
PEHLİVANOĞLU’NU ANLATTI
Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül yönetiminin ilk idam ettiği gençlerden biriydi. Başbakan'ın Meclis'te yaptığı konuşma ile bütün Türkiye O'nu tam 30 yıl sonra tanıdı. Ancak, Pehlivanoğlu'nun idama gidişinin perde arkasını bilenler yok denecek kadar az… Pehlivanoğlu ile birlikte idam cezasına çaptırılan İsa Armağan can yoldaşı Pehlivanoğlu’nu anlattı:
“Yıl 1978… Ağustos ayının başı. Balgat’ta kahvehanelerden çıkan 8–10 kişilik sol görüşlü gençler belediye otobüsünü durdurup tanıdıkları ülkücü bir genci, Mustafa Pehlivanoğlu’nu otobüsten indirip meydanda acımasızca dövmüşlerdi. Polisin gelmesi ile bu grup kaçmıştı. Polis Mustafa Pehlivanoğlu ile kahveleri dolaşarak olaydaki gençleri arıyordu. Mağdur Mustafa öfke ile bağırıyordu; ‘Allah’ın belaları! Size bu kahveler mezar olur inşallah!’
Olaydan bir hafta sonra bu kahvehaneler taranmış, neticesinde hayatını kaybedenler ve yaralananlar olmuştu. Emniyet olayın faillerini iki gün sonra silahları ile birlikte basına gösteriyordu. Sonra ne olduysa bu failler yok oldu. Yedi gün sonra Mustafa’yı söylediği o sözden dolayı kurban seçtiler, POL-DER’li polisler, ülkücüler içindeki ajanlarıyla Dikmen- Balgat hattında bu olaya başka ülkücü kurbanlar da arıyorlardı. Mustafa Pehlivanoğlu ile beni ve arkadaşlarımızı gözaltına aldılar. Ailelerimizin tamamına gözlerimizin önünde işkence ederek bu olayı kabul ettirdiler. Hangi insan sevdikleri için ucunda ölüm bile olsa bütün suçları kabul etmez? İşte bu şekilde bu suçu üstümüze yıktılar.
O yıllarda bizim ilgi alanımız Amerikalılar ve istihbaratın bölgedeki çalışmalarını takip ve diğer meselelerdi Çünkü Balgat’ta bulunan NATO üssü ve bazı yerler ajanların merkez üsleriydi. Şimdi bazı medya organlarında adımızı bir yerlere bulaştırmaya çalışanlar bu Amerikalılardan dolayı yargılandığımızı görmek istemiyorlar.”
BİZE KİMSE YARDIMCI OLMADI
Mahkeme süreci boyunca hem kendilerinin hem de ailelerinin sürekli tehdit ve gözetim altında tutulduğunu anlatan İsa Armağan, bütün bunların yanında bir de kaçmamaları için birileri tarafından cezaevine özel bir talimat gönderildiğini söyledi. İçerideki birkaç arkadaş dışında hiç kimseye güvenemediklerini vurgulayan Armağan, “Sonuçta idam ile cezalandırıldık. Mamak Askeri Cezaevinden birilerinin, teşkilatın ve sairenin değil kendi planımız ile 2 hücre arkadaşımızın haberdar olduğu bir biçimde Mustafa ile firar ettik. Bize kimse yardımcı olmuş değildir. Aksine haberleri bile olmamıştı” diye anlattı o günleri…
Kaçışlarının ardından Mustafa Pehlivanoğlu’nun tekrar yakalandığını söyleyen Armağan, “Anadolu’nun yiğit ve mağdur evladı haksız bir hükümle beddua ederek Hakk’a yürüdü” dedi.