İlk önce Demirel’le İnönü’nün 1991
seçimlerinden sonra “Kürt realitesi” sözünü telaffuz etmeleriyle başladı. Sonra
Mesut Yılmaz “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi. En son Erdoğan
Diyarbakır’a gidip aydın geçinen zümreler ile istişare ettikten sonra “ Kürt
sorunundan bahsetti. Eski bir emniyetçi olan şimdi ise genel başkan sıfatı
taşıyan zat “eşkıyayı dağdan ovaya indirip politikacı yapalım” diye beyanat
verdi.
Bu gün ikinci Sevr tehdi di ile karşı karşıyayız.
Türk devletini bölmeye çalışan unsurlar bunun alt yapısını oluşturmak için dış
güçlerin ülkemiz üzerindeki her tür bas- kılarını Türkiye’nin gündemine
taşımaktadırlar.
Bir taraftan sınırımızdaki Kürt yapılanması devletleşme sürecine girmiş, diğer
yandan bölücü terörün amaçladığı siyasi hedeflerin dayatıldığı bir süreci
yaşamaktayız. Dahası federasyon tartışmalarını gündeme oturtan sorumsuz
açıklamalarda birbirlerini izlemekte.
Hepimizce malumdur. Türkiye de kimi politikacılar zaman zaman gaflar yaparak,
zaman zamanda popülist hesaplarla, kimi zamanda yanlış çevrelerin, dış
baskıların etkisinde kalarak ifade ettikleri “Kürt sorunu” deyimi var. Bu deyim
ilk önce Demirel’le İnönü’nün 1991 seçimlerinden sonra “Kürt realitesi” sözünü
telaffuz etmeleriyle başladı.Sonra Mesut Yılmaz “AB’nin yolu Diyarbakır’dan
geçer” dedi. En son Erdoğan Diyarbakır’a gidip aydın geçinen zümreler ile
istişare ettikten sonra “ Kürt sorunundan bahset- ti. Eski bir emniyetçi olan
şimdi ise genel başkan sıfatı taşıyan zat” eşkiyayı dağdan ovaya indirip
politikacı yapalım” diye beyanat verdi. “Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü
tehlikeye giriyorsa” diyerek 12 Eylül’ü, anarşi ortamına karşı yaptığını
söyleyen ve Türkiye’nin 7. Cumhurbaşkanı olan darbeci Genelkurmay başkanı bile
bir bakıyorsunuz 90 yaşında aniden siyasi ve demokratik çözümden yana liberal
bir aydın görüntüsü vermeye çalışıyor. Aslında şöyle bir düşünürseniz bu
insanlar hatalarını, yanlışlarını örtbas etmek, şirin görünmek için akıllarınca
imaj değişikliğine soyunuyorlar.
Başta da söylediğim gibi 2. Sevrciler yada bu tehdidin dış ayaklarını
bilmelidirler ki, büyük Türk milleti ve onun içinden kahraman Türk ordusu buna
asla müsaade etmez. Gerekli olan her tür tedbir bir şekilde alınmalı.Zira
bizler, çok zor şartlar altında, koskoca bir imparatorluğun toprakları üzerinde,
bir hayli küçülmüş bir coğrafyada büyük bir milli mücadele örneği vermiş ve Türk
devletini kurmuş bir milletiz. II. Sevrcilere cumhuriyet tarihini çok iyi
ezberletmemiz gerektiği inancını taşıyorum. Türkiye’de Kürt konusunun
tırmandırılmasının çeşitli sebepleri var. AB’nin Türkiye üzerin- deki
baskılarından nemalanan, cesaret alan ırkçı, bölücü, siyasi Kürtçüler ve
Amerika’nın Irak’ı işgali ile başlayan süreçte, kuzey ırak’taki peşmergelerin
Amerika’nın desteğiyle faaliyetlerini arttırmaları, bunlar öncelikle ayrı bir
federatif sistem, sonra bir konfederatif bir bağlantı, daha sonra da bağımsız
bir
Kürdistan kurmaya yönelmektedirler.Bunun Türkiye ayağında aydın geçinen
şarlatanlar “Kürt sorunu askeri tedbirlerle halledilemez, demokratik ve siyasi
çözümler gerekir” diyerek palazlandırmak istemektedirler. Her ne kadar bu sözünü
ettikleri, sözüm o’na barışçı yaklaşımın altını doldurmuyorlar.
Geçiştiriyorlar.Bu şarlatan kitle dün “Kürtçe yayın” dediler bu gün var ama
yetmiyor, şimdi ise “Kürtçe eğitim” diyorlar, bunlarda yetmiyor bebek katili ve
avanesinin affını istiyorlar. Parlamentoya girmek istiyorlar.
Bizim, Türkiye’deki milli devleti ve üniterliğimizi, tekliğimizi, bölünmez
bütünlüğümüzü muhafaza etmemizin yolu, bütün bu konularda evvela ve çok ciddi
bir şekilde, gerçekçi tesbitlerle teşhislerle hareket etmemiz
gerekmektedir.Devlet, gücünü gerektiğinde göstermeli, özellikle ırak konusunda
diplomasinin arkasına mutlaka silahlı gücünü koyması gerekmektedir.
Ziya Türkiye maalesef bölgesinde aktif bir dış politika izlemiyor. Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda
bir Misak-ı Milli sınırları vardı.O Misak-ı Milli, Türkiye’nin ilan ettiği
sınırların gerisine gidilmeyeceğine dair edilmiş bir yemindi. Ve bu sınırlar
içinde Musul-Kerkük hattı da vardı.Atatürk, Nutuk’ta bunu açıkça söylemiştir.
Uzun mücadele sonucunda Hatay Türkiye’ye iltihak etmiştir. Aslında çok
hayıflandığı, üzüldüğü, gerçekleştiremediği emellerinden olan Musul-Kerkük
konusu O’nun vefatını müteakip, milli şeflik döneminde Türkiye daha çok içine
kapandı. Diplomatlarımız, devlet adamlarımız, siyasetçilerimiz O’nun bu ülküsüne
cevap verememişlerdir.
1 Mart tezkeresi sonucunda sınırımızda gelişen olaylar ülkemizi de sıkıntıya
sokmuş, palazlanan peşmerge, Kerkük’de insanlık dramı yaşatmaya başlamış. Hiç
olmadıkları bu böl- gede varlıklarını ortaya koymak adına tapu sicil kayıtlarını
yok etmişler ve acı ızdırap dolu günleri soydaşlarımıza yaşatmışlardır. Ülke
idarecilerimiz Musul ve Kerkük’ü yalnız bıraktıkları gibi bölgede bulunan Türk
askerinin başına çuval geçirilmesine de seyirci kalınmıştır. ABD’ye bir nota
dahi verilememiştir. Dünün sığır çobanları bugün ABD’nin sağlam müttefiki
konumundadırlar.
Ülkemizde yönetici ve idareci hâkim sınıf kendi aralarında uzlaşma
sağlayamıyorlar. Gn. Kurmay Başkanı Amerika’da “bizim onlarla konuşacak bir
şeyimiz yok” diyor, başbakan Türkmenistan uçağında ayaküstü “diyalog kurmaya
hazırız” diyor. Bunlar çok büyük çelişkiler olmakla beraber Türkiye’nin
güvenliğini, bütünlüğünü ve güvenirliliğini tehlikeye sokuyor. Kıbrıs konusunda
yapılan dış dayatmalar neticesinde gelinen nokta milletimizce bilinmektedir.
Beceriksiz, liyakatsiz tutum ve davranışlar Türk devle- tinin itibarını yok
etmiştir. AB ve ABD gibi ülkeler Türkiye’yi bölge dışına itmişlerdir. Buna çanak
tutan, zemin hazırlayan da bizim idarecilerimizdir. Yaklaşık dört buçuk yıllık
icraatını birlikte yaşadığımız bu hükümet; bir yığın yanlışları ve hataları
olduğu halde son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oluşturduğu kaos, gösterdiği
performans ortadadır.
22 Temmuz 2007 Pazar Günü yüce Türk milleti sandık başına gidecektir.Önümüzdeki
günlerin neler getireceğini tespitte söz sahibi olacaktır. Yetki merciidir.
Yetkiyi de mutlaka birilerine verecektir. Bugünlerde kısır parti çekişmeleri
daha bir hız kazanacaktır. Son tabloyu milletimizde yakından izlemektedir.
Transfer çalışmaları bir hayli ivme kazanmıştır.
Üniter yapımıza, bayrağımıza, kültürümüze, inançlarımıza ve değerlerimize önem
veren in- sanlarımızı parlamentoya taşımak adına haydi bismillah.
Ne mutlu Türküm Diyene…