Dünya üzerinde yaşayan Ermeniler arasında
tarih birliği yoktur. Bunların bir kısmı, Nuh Peygamber’in torunlarından Hayk’ın
soyundan geldiklerine, bazıları Med-Part asıllı olduklarına, bir kısmı
Urartuların devamı olduklarına inanırlar. Anadolu Ermenileri olan Gregoryanlar
ise soylarının Turani ırktan oldukları iddiasındadırlar.
Ermeniler arasında inanç birliği de bulunmamaktadır. Genellikle, Avrupalı
Ermeniler Katolik, Rus Ermenileri Ortodoks, Anadolu Ermenileri ise Gregoryan
mezhebine mensup insanlardır. Bu mezhepler arasında inanç ve itikatta derin
farklılıklar olduğundan adeta ayrı ayrı birer din gibidirler.
Ermeniler, tarih boyunca büyük devletler kurarak iz bırakan medeniyetler
oluşturamamışlardır. Hep güçlü imparatorlukların himayesinde dağınık halde
yaşamışlar, bazen de ülkeden ülkeye sürülmüşlerdir.
Müslüman Türklerle 1020 li yıllarda karşılan Ermeniler, tam o yıllarda Bizans
zulmü altında ezilmekte ve mezhep değiştirmeye zorlanmaktaydılar. Hatta, Anadolu
Ermenilerinin İstanbul’a girişlerini engellemek amacıyla zamanın Bizans
imparatoru 2. Jüstinyen “ Şeytanın peşinden giden Gregoryanlar Bizans’ın
aşağılık mahluklarıdır. İstanbul’a girmelerine asla izin verilmeyecektir”
şeklinde ferman çıkarmıştı.
Selçuklu akıncıları Ermenilerin imdadına adeta can simidi gibi yetişirler.
Onları, koruyucu kanatlarının altına alarak himaye etmeyi vicdan görevi olarak
kabullenirler. Türklerin adalet, dürüstlük ve inancına hayran kalan Ermeniler
ise, onların Bizans’la yaptıkları çarpışmalarda Türk saflarına geçerler.
Malazgirt Savaşı da dâhil olmak üzere birçok savaşı kazanmalarına yardımcı
olurlar. Anadolu Türk hâkimiyetine geçince Selçuklular ve Osmanlılar döneminde
hürriyet ve huzura kavuşurlar. Kaygısız, endişesiz mutlu bir hayat sürmeye
başlarlar.
1461 Yılında İstanbul’a Fatih Sultan Mehmet tarafından bir Ermeni patrikhanesi
yaptırılarak kendilerine hediye edilir. Şehre girmelerine ve ticaret yapmalarına
izin verilir. 1492 tarihinde son Endülüs kalesi Granada Hıristiyanlar tarafından
yılkınca Avrupa’dan kovulan Yahudileri de bünyesine kabul eden Osmanlı
İmparatorluğu, İstanbul ticaretini Yahudilere Anadolu ticaretini ise Ermenilere
teslim eder. Türklere ise ticaret,” korkak, beceriksiz, güçsüz,
sakat,”şahısların yapabilecekleri önemsiz işler olarak benimsettirilir.
Askere alınmayıp sadece vergi vererek hayatlarını sürdüren Ermeni ve Yahudiler
kısa zamanda ticaret yoluyla zenginleşerek büyük aileler oluştururlar. Zamanla
Yahudilere “ şehirli tacirler”, .Ermenilere ise “taşralı tacirler” adı verilir.
Hayatlarından memnun olan bu iki mutlu azınlık kesimi devlete isyan etmez,
zorluk çıkarmaz. Bu sebepten dolayı “ Sadı-ul Tebaa, Milleti Sadıka”şeklinde
ünvan da alırlar.
Peki, neden sadık evlatlarımız denilen bu milletle aramız sonradan bozulmuştur?
Neden, Osmanlının son döneminde bir buçuk milyon Ermeni’nin tarafımızdan
katledildiği iddiasında bulunarak dünya kamuoyunu yanlış etkileyerek birçok
uluslararası antlaşmada “ asılsız Ermeni soykırımı iddialarını” antlaşama şartı
olarak öne sürmekteler? 24 Nisan “yas günü, kara gün” olarak ilan ettikleri
zamanda ne olmuştur?
Bu olayların temelinde emperyalist devletlerin çıkarları yatmaktadır. Ermeniler
ise piyon olarak kullanılmaktadırlar. İngilizlerin” Bir ayağı Ortadoğu’da
olmayan devletin temeli sağlam değildir.” Şeklinde meşhur bir sözleri vardır.
Ruslar ise tarihin her döneminde Anadolu’yu geçerek sıcak denizlere ulaşmak
hayalindedirler. Anadolu ise Müslüman Türklerin vatanıdır. Orayı savaşarak elde
edip geçmek mümkün değildir. Bu sebeple devletin içine hizip sokmak
gerekmektedir.
Başta İngilizler ve Ruslar olmak üzere Hıristiyan devletleraralarında mezhep
farkı olsa da bu iş için Ermenileri hedef kitle olarak belirlerler. Ermenilerin
kendi yönetimlerinde olması gereken “Büyük Ermenistan” hayalini misyonerler
vasıtasıyla işlemeye çalışırlar. Amerika ve Avrupa’ya tahsil için gönderilen “
TIĞA” adı verilen Ermeni gençleri emperyalistler için bulunmaz nimet olur.
Okumak için yurt dışına giden her Ermeni gencine “ bağımsız Büyük Ermenistan”
hayali işlenerek beyinleri yıkanır. Bunların her biri kısa zamanda Osmanlı ve
Türk düşmanı olup çıkarlar.
Bu olayların sonucunda Maro isimli bir kadının liderliğinde Anadolu ve
Kafkasya’dan gelen Ermeni öğrencilere1884 yılında Osmanlı aleyhtarı “HINÇAK
ÇAN”( çan sesi) cemiyeti kurdurulur. Benzeri başka bir örgütü de Erivan’da
“TAŞNAK” adı altında kurarlar. Bu iki şer cemiyeti kısa zamanda Anadolu’ya
şubeler açarak teşkilatlanır. Anadolu Ermenileri örgütlerin baskısıyla birlikte
yaşadıkları Müslüman ahaliyle sürtüşmeye ve kavgaya başlarlar. Taşnak cemiyeti
tarafından üretilen “ BÜYÜK ERMENİSTANI KURMAK İSTİYORSAN ÖNCE KOMŞUNU ÖLDÜR VE
KURTUL.” Sloganı çok etkili olur. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu
bölgelerinde yaşlı, kadın, çocuk ayırımı yapılmadan tahmini 800.000 civarında
masum Müslüman katledilir.
1890–1914 yılları arasında Ermeniler 31 ayrı merkezde büyük isyanlar çıkarırlar.
Maraş’ın Zeytun Beldesi ve Van ilinde bağımsızlıklarını ilan ederler.2.
Abdülhamit döneminde “Azınlıkların askere alınması” kanunu dâhilinde askere
alınmış olan Ermeni asıllı askerler, Ermeni asıllı mebus Karakim
Pastırmacıyan’ın emri ile silahlarıyla birlikte ya işgalci Rusların saflarına
geçerler, ya da Ermeni çetelere katılırlar.
Ruslara rehberlik ederek Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkarlar.1914 yılında
Aram Manukyan isimli Taşnak lideri Van ilinde bağımsızlığını ilan edip kendisini
Van valisi ilan eder. İlçelere Ermeni asıllı kaymakamlar atar. Canını, namusunu
kurtarmak için bölgeden kaçmaya çalışan Müslüman halkın çoğunluğu katledilir.
Durumun vahametini gören Osmanlı idaresi 24 Nisan 1915 tarihinde Taşnak ve
Hınçak örgütlerinin tüm şubelerini kapatarak yakalayabildiği elebaşlarını
tutuklatıp İstanbul’a getirir. Yargıladıktan sonra bir kısmını suçlu bulup idam
eder. Bunların sayısı 241’dir. Böylece bu şer odaklarının faaliyetleri
durdurulur. İşte Ermenilerin “Kara gün” dedikleri gün bu gündür.
Ermenilere karşı devlet tarafından hiç bir katliam girişimi olmamıştır. Sadece
Türk halkı kendini savunmak zorunda kalmıştır. Birbirine kinlenen Türk ve Ermeni
milletinin bir arada yaşamalarının zor olacağını hesaplayan Osmanlı idaresi
Ermeni vatandaşlarının huzur ve güvenliği amacıyla 27 Mayıs 1915 tarihinde
Tehcir (sevk ve iskân kanunu) adıyla yeni bir yasa çıkararak kendi ordusu
güvencesinde koruduğu tebaasını uzak Osmanlı vilayetleri olan Beyrut, Halep, Şam
gibi şehirlere göç ettirmeyi uygun bulmuştur. İstanbul Ermenileri, 12 yaşından
küçük çocuklar ve din değiştirenler kanun kapsamına alınmamışlardır. Zorunlu
göçe tabii tutulan 580.000 civarındaki Ermeni’nin 55.000 kadarı yollarda
hastalık ve eşkıya saldırısı sonunda ölmüştür. Bir buçuk milyon insanın
öldürüldüğü iddiası tamamen asılsızdır. Zaten 1914 nüfus sayımında toplam Ermeni
nüfusu 1.292.179’dur.
Milletimizin İstiklal savaşı’nı kazanmasından sonra Lozan Barış Antlaşmasında
bizimle beraber masaya oturan Avrupalı devletlerin hiç biri Ermenilerden
bahsetme gereği duymamışlardır. Çünkü onlardan yararlanma ümitleri tükenmiştir.
Cumhuriyetle birlikte dünyanın çeşitli ülkelerine dağılan Ermeniler, bir müddet
bulundukları muhitlere uyum süreci yaşadılar. Ekonomilerini kuvvetlendirip
lobiler oluşturdular.1975 yılında ASALA isimli yeni bir terör örgütü
oluşturdular.1982 yılına kadar 23 silahlı eylem gerçekleştiren Asala 41 kişisi
diplomat olmak üzere birçok vatandaşımızı katletti. Kendilerine “ Mazlum Millet”
görüntüsü vermeye çalışırken dünyanın tepkisini çekmeye başlayınca 1982 yılında
Lübnan’ın sedan kentinde PKK ile anlaşarak silahlı eylem hareketlerini onlara
devrettiler. O günden bu yana PKK Asala’nın kapı bekçiliğini, taşeronluğunu
yapmaktadır. Asala ise eğitim kültür faaliyetleri ile ülkemizi yıpratma
çalışmalarına devam etmektedir.
Günümüzde Ermeni Lobisi sadece ABD de ulunan 1128 dernek, vakıf v. b. Kuruluşla
yıllık ortalama 120 milyon dolar harcama yaparak ülkemiz aleyhindeki menfi
propagandasına yoğun şekilde devam etmektedirler. Yüce ulusumuza, kutsal
dinimize, geçmişimize hakaret dolu binlerce kitap, dergi piyasaya sürerek
piyasaya sürmüşlerdir.
Bu yayınların bilinen sayısı 26.143 dür. Marling (annem),Gece Yarısı ekspresi,
Ararat isimli yüksek maliyetli filmleri dünyanın her yerinde vizyona
girdirmişlerdir. Kuvvetli lobileri, zengin ekonomileri sayesinde birçok ülke
parlamentosunda “ Sözde Ermeni Soykırımı” iddialarını yasallaştırmışlardır.
Türk düşmanlığı Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler tarafından hobi haline
getirilmiştir. İnançları, gelenekleri, kimliklerini unutmamak için araç olarak
kullanılmaktadır. Yoksa, Anadolu toprakları üzerinde Ermeni devleti
kurulamayacağını onlar da bilmektedir. Lakin, bu iş adeta artık “SÖZDE ERMENİ
SOYKIRIM ENDÜSTRİSİ” ne dönüştürülmüştür. Bazı ülkeler ve zengin Ermeniler Türk
düşmanlığı faaliyet araçlarından büyük paralar kazanmakta, gelirlerini artırmak
maksadıyla her yıl yeni yöntemlerle piyasaya dökümanlar sunmaktadırlar.
Kısacası, her devirde olduğu gibi birliğimizi, bütünlüğümüzü sarsmak isteyen
devletler tarafından Ermeniler yine kullanılmaktadır. Bizim eksiğimiz ise geçmiş
zamanlarda konuyu fazla ciddiye almamış olmamızdır.
Sonuç olarak, haklı olduğumuz bir davada ermeni zulmünü yaşamış, çok zor
şartlarda bizlere vatan topraklarımızı bırakmış, adil, inançlı atalarımızın
emanetine ve hatıralarına sahip çıkmalıyız. Özellikle gençlerimizi Türk, ermeni
ilişkileri hakkında bilgilendirip bilinçlendirmeliyiz. Türk yazarlarının konuyla
ilgili araştırma, hikâye, roman, şiir benzeri eserlerini okutmalı, tanıtmalı,
yabancıl dillere çevirerek dünyaya duyurmalıyız. Tarihimize, kültürümüze,
geçmişimize sahip çıkmalıyız.